SAHİH-İ MÜSLİM

Bablar Konular Numaralar

AHMED DAVUDOĞLU

166 NOLU HADİSİN ŞERHİ:

 

Bu hadîsi bir parça lâfız değişikliği ile Buhâri ve Nesâi dâhi tahric etmişlerdir. Rivayetlerin bazısında Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in sözüne yemin ile başladığı görülüyor. Bundan mak-sad, sözü te'kid'dir. Mühim bir meselede yemin caizdir.

 

«İman etmiş sayılmaz» ifadesinden murad: imansız kalır, demek de­ğil, iman-ı kâmille iman etmiş olmaz demektir. Bu hadîsden muradın Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) uğurunda can vermek ol­duğu söylenir. İbni Battal Ebu'z-Zinâd'ın şunları söylediğini kaydeder: «Bu hadîs Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e verilen cevami'u'l-keli'mdendir. Çünkü mahabbet üç kısımdır.

 

1- İclâl ve ta'zim mahabbeti. Evladın babayı sevmesi gibi

2 - Merhamet ve şefkat mahabbeti. Babanın evladını sevmesi gibi

3- Müşakele ve beğenme mahabbeti.   İnsanların birbirini sevmesi gibi. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bunların hepsini kendinde toplamıştı.»

 

Kaadi Iyâz diyor ki: «Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in sünnetine yardım etmek, şeriatını müdâfaada bulunmak ve onun zamanına yetiştirerek onun uğrunda malını, canını bezletmiş olmayı temenni etmek onu sevmekden maduddur. Bundan anlaşılır ki, imanın hakikati ancak bunlarla tamam olur; ve iman ne zaman Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in kadru kıymetinin şeref ve mertebesinin her baba ve evladdan, her iyiden ve iyilik yapandan üstün olduğu hakikatine ererse ancak o zaman sahih olur. Buna inanmayıp başkasına i'tikad eden kimse mü'min değildir...»

 

Ancak Mâîikilerden Ebul-Abbâs Ahmed el-Kurtubi Kaadi İyâd'ın bu sözlerine i'tiraz etmiş ve şunları söylemiştir: «Kaadi 'nin sözünün zahiri, bu mahabbeti Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i ta'zim ve tebcil i'tikadında bulunmaya ham­lettiğini gösterir. Bu i'tikad'da bulunmayan bir kimsenin küfüründe şüp­he yoksa da bu hadîsden murad, Nebiimizin büyüklüğünü i'tikad değildir. Çünkü büyüklüğü i'tikad etmek ne mahabbet demektir; ne de mahabbeti istilzam eder. Çok defa insan bir şeyin büyüklüğünü över de onu sevmez. Şu halde kendinde bu sevgiyi bulamayanın imanı kemâle ermemiş demektir.

 

Halbuki sahih bir inançla iman eden herkes bu mahabbetten hâli de­ğildir. Amr b. Âs (Raâiyallahu anh)

 

«Benim için Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den daha sevgili, benim gözümde ondan daha büyük bir kimse yoktu; ama ona olan ta'zimimden gözüm doya doya ona bakaımyordum.» demiştir, Ömer (Radiyallahu anh)  dahi bu hadîsi işitince: «Ya ResulâIlah;sSen bana canımdan gayri her şeyden sevgilisin de-dikde Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Canından da ya Ömer!» buyurmuş; Ömer derhal: «Canımdan da.» demiş; Resul-i Zişan (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Şimdi oldu Yâ örner» buyurmuşlardır.

 

u mahabbet ise ta'zim i'tikadı değil, kalbin meylidir. Lâkin insanlar bu meyl hususunda bir birlerinden farklıdırlar...»

 

Müslim şarihlerinden el-Übbî de şu mütaleada bulunmaktadır: «Eğer Kaadi Iyâz, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in kadrini yükseltmekden onun makam i'tibariyîe yüksekliğini kasdetti ise, dediği gibi buna i'tikadı olmayan bir kimse mü'min değildir. Yok sevgi hususunda yüksekliği murad etti ise «Mü'min değildir» sözünden anlaşılan ma'na kemâli nefyetmektir. (Yani Kâmil mü'min değildir demektir.) çünkü baba ve oğul sevgisi fıtridir. İnsandan ayrılmaz. Binaenaleyh Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i Babasından veya oğlundan çok sevmeyen biri bulunsa biz onun küfrüne kat'î hüküm veremeyiz.